Samstag, 2. August 2014

Sultan Deli İbrahim'in Raks Eden Eşi

Geçenlerde bir aile dostu beni aradı ve blog'umu okuduğunu söyledi. Buna ilaveten Saçbağı Sultan hakkındaki bilgileri çok enteresan bulduğunu ve hatırladığı kadariyle Saçbağı hakkında bir şarkı'nın da olduğunu belirtti. Bu şarkıyı hemen hatırladım. Aile içinde bu konu hakkında birşeyler duymuştum. Babamı aradım ve ona sordum. Verdiği bilgilere göre Sultan İbrahim döneminde Saray'da bulunan ve aslen Avrupalı olan Ali Ufki isminde bir besteci Saçbağı hakkında bir türkü derlemiş. Lakin bu türküyü araştırıp bulduktan sonra büyük bir hayal kırıklığına uğradım. Çünkü türkü'nün sözleri çok ''intim'' veya ''özel'' diyelim. Yatak odası bölümüne giren türkünün sözlerini okuyunca hemen babamı tekrar aradım ve onada anlattım. Babam çok güldü ve şöyle dedi: ''E kızım ne zannediyordun, Deli İbrahim gibi bir padişah'ın sarayında edep mi arıyorsun!'' ve ilave ederek ''Deli İbrahim'e boş yere deli demiyorlar, çok oynak ve fevri bir sultanmış'' dedi.

Ama çok düşündüm, Sultan İbrahim deli olsada kendi eşi hakkında böyle edepsiz bir türkünün bestelenmesine nasıl müsade etmiş? Ben buna bir anlam veremedim. Bu yüzden dedemin notlarını karıştırıp bir açıklama aradım ve gerçektende buldum. Bakın merhum dedem Celal Bey bu olayı nasıl izah ediyor:

(...) Sultan İbrahim hem tahtından hemde canından olduktan sonra sarayın musiki hocası Polonya muhtedisi Ali Efendi yeni hükümranlığı ele geçiren Turhan Sultan ve avanesi için bir türkü derleyip takdim etmiş. Türkü de Saçbağı Sultan nahoş vaziyetlerde tasfir ediliyormuş. Zaten Turhan Sultan'ın pek nefret ettiği ve hakkında ''Pis Çerkes Karısı'' dediği Saçbağı Sultan'ın bu na'edep vaziyette türküde tasfir edilmesi fevkalade hoşuna gitmiş. Saçbağı türküden haberdar olunca yanındakilere ''Behey Allah'dan korkmaz, kul'dan utanmaz namert tohumları, ne vakit ben müteveffa Efendimizin huzurunda raks edip eteklerimi savurmuşum, bu reziller beni kendileri ile karıştırırlar, bana iftira ederler, Allah onlardan sorsun'' demiş.(...) 

Bence bu satırlar herşeyi açıklıyor. Osmanlı Sarayının entrikalarını asla unutmayalım ve bazı tarihi dökümanların çoğu zaman taraflı olduklarınıda göz önünde bulunduralım. Sonuçta Ali Ufki de diğer saraylılar gibi yeni iktidar sahiplerine yaranmak istiyordu. Bu her devir için geçerlidir, herkes kendi menfaatini düşünüyor.

Mittwoch, 16. Juli 2014

Muazzez ile Saçbağı Sultan'ların Kavgası

Merhum dedemin notlarından:

(...) Sultan İbrahim'in haremin de ki türlü rekabet çekişmelerin haddi hesabı yoktu. Neden bu sebepten günün birin de padişah'ın ikinci zevcesi Muazzez Sultan ile Altıncı Haseki ünvanına haiz olan halamız Leyla Saçbağı Sultan arasında nahoş bir kavga zuhur etmiş. Zaten Saçbağı'nın mütemadiyen çektiştiği Şivekar Sultan ile olan rekabet kavgası hasebi ile huzuru kalmamış. Ortalıkta ''Bu ermeni karısı muhakkak Şevketmeab Efendimizi sihirledi, aksi takdirde bu derece şişman olan bir hatunun suratına kim bakar'' diye lakırdı ediyormuş. Muazzez Sultan bu işitince bir fırsatını bulup Saçbağı'na bir gün Harem Sofalarından birinde tesadüf edince: ''Kimileri lakırdı edermiş, ortakcığım içün muhtelif iftiralar edermiş, bu lakırdı edenler evvela dönsün de kendi sıfatlarına baksınlar'' demiş. Saçbağı'da tabii bu lafın kime olduğunu anlamakla beraber Muazzez Sultan'a: ''Aman Muazzez Sultanım, hemşirem diye kabul eylediğim ortakcığım. Daha dün bizzati aliniz, müşarünileyha içün Şişman Ermeni karısı dediğinizi ne vakit zihninizden men ettiniz?'' diye cevap verdiğinde Muazzez Sultan pek bozulmuş. Bu günden itibarende birbirlerine muhtelif iğnemeli lakırdılar etmeye devam etmişlerdir.(...) Seneler sonra Sultan İbrahim hal edilip haremi Eski Saraya gönderilince evvelden mütemadiyen rekabet eden bu iki padişah zevcesi düştükleri felaketin manasını idrak ederek pek iyi ahbab olmuşlardır. (...) Muazzez Sultan'ın biraderi'nin iki oğlundan biri olan Zapşaa Zade İbrahim Ağa Sarayın Muhafız Alayında bulunduğundan Vakayı Vakvakiye de katledilmiş, diğeride menfaya gönderilmiştir. Esasında Abaza nesebinden olan Muazzez Sultan'ın bilahare ailesi ve Abaza beyleri için pek çok masraf ettiğinden halk arasında pek itibarı yoktu. Zaten Sultan İbrahim'in bütün kadınları, kendi aileleri, milletleri ve kendi çıkarları için çalıştıklarından cümlesinin halk arasında maalesef itibarları kalmamıştı. (...) 

Dienstag, 15. Juli 2014

Sadrazam Hezarpare Ahmet Paşa

Merhum dedemin notlarında Hezarpare Ahmet Paşa isimli bir sadrazama tesadüf ettim. Okuduklarım beni çok etkiledi ve bu yüzden buraya ekliyorum:

(...) Ahmet Paşa pek hodbin ve debdebeye meyilli bir adamdı. Biraderi olan Sarhoş lakablı İbrahim Paşa'nın delaleti ile Saray'da nüfuzu artmıştır. Zaten Sultan İbrahim'in akli melekeleri pek yerinde olmadığından mütemadiyen Saraylıları tarafından türlü işlerin müsadesi için kullanılıyordu. Neden bu sebepten günün birin de bizim büyük halalarımızdan olan Leyla Saçbağı Haseki Sultan, zevci'nin huzuruna çıkıp, iki gözü iki çeşme: ''Efendimiz, bilmem ki nezdinizde bir kusur mu işledik ki yüzümüze bakmaz oldunuz, hemşirem kulunuz için buyurduğunuz kapı ağasını bize nasıl yakıştırdınız'' demiş. Sultan İbrahim de zaten kadınların ağlaması karşısında zayıf düşütüğünden: ''Aman ne etmişimki sultanım, siz buyurdunuzda bu biçare İbrahim'iniz kabul eylemedimi, sil göz yaşını. Söyle hemşireni kime vereyim?'' diye karısını teselli etmiş. O vakit bizim hala hatun'da derhal neşelenerek: ''Haşmetlü Efendimiz, hemşirem Hubyar kulunuz için İbrahim Ağa makbuldür'' demiş.
Zaten padişah'ın hazinedarları arasında bulunan Hubyar Hatun, bu suretle İbrahim Ağa ile evlendirilip Paşalık tevcih edilmiş. Düğünleri pek debdebeli icra edildiğini vakanüvisler de kayıt etmiştir. Ahali'nin ağzına düşen bizim hala hatun içinde ''Çerkes karısının bir lafına altınlar kese kese boşaltılıyor, şimdi de baldızı içün binlerce altın efek ediliyor'' diye lakırdılar başlamış. Fakat bizim halamızın diğer Hasekilere nispet harcamaları ve ricaları daha ufak olmasına rağmen bu derece hakarete maruz kalması hakikaten pek de isabet değildir. Lakin cümle alemin Sultan İbrahim'in hatunlarından ve saraylılarından pek çekdiklerinden, bunların her hareketlerini nahoş kabul ediyorlardı.(...) Hubyar Hatun'un İbrahim Ağa ile nikahı ve düğün merasimi Recep 1057 tarihin de vuku buldu. Bir ay kadar sonrada İbrahim Paşa'nın biraderi Ahmet Paşa'da Musa Paşa'nın ani şehadeti üzerine Sadrazamlığa tayin edildi. Fakat yanlız bununla da iktifa etmeyip, Hubyar Hatun'un ve bunun ablası Saçbağı Sultan'ın ricaları üzerine Ahmet Paşa'yı Hanedanı Ali Osmana damad etmek için henüz iki yaşında bulunan Beyhan Sultan'ı da yeni Sadrazam Paşa'ya nikahlattırdılar. Esasında buna sebep de Beyhan Sultan'ın annesi Tarhan Haseki'nin biraderi'nin Saçbağı Sultan'ın biraderi Hasan Paşa ile münakaşalarıdır. Zira Tarhan'ın biraderi Yusuf Ağa, çarşıda gezerken Hasan Paşa'ya tesadüf etmiş ve buna nesebi ile alakalı türlü hakaretler edince, tekme tokat birbirlerine girmişler. İşitilen lakırdıya istinaden Yusuf Ağa: ''Pis çerkes parçası haydut herif'' gibi hakaretvari sözler sebebinden kavga etmişler. Keza Saçbağı'da bundan haber alıncada intikam almak için gidip kocasına dil dökmüş. Tarhan Sultan'da bu işin altında kalmayıp Sultan İbrahim'in hal edilmesinden sonra Saçbağı'ını ve kızlarını Eski Saraya kapattırıp birader ve amcazadelerini de menfaya göndertmiştir. (...) Ahmet Paşa, Beyhan Sultan ile, surii de olsa, evlenmek için henüz nikahında bulunan Handanzade Hatun'u boşamıştır. Handanzade Hatun'da Sultan İbrahim'in en gözde hizmetkarlarından olduğundan bu hadiseye pek müteesssir olup, doğrudan Hubyar Hatun'un yanına gidip: ''Allah Alem, beni talak ettirdiniz, lakin ikbal siz de kalmayacak Hubyar Hatun'' dediği aile içinde ihdar şeklinde anlatılırdı. Keza öyle de oldu. Bu hadiselerden bir sene sonra 17 Recep 1058 (miladi 7.8.1648) tarihinde Ahmet Paşa oğlu Baki Bey'i Kemankeş Kara Mustafa Paşa'nın kızı ile evlendirmek için Topkapı Sarayı'nın bahçesin de muazzam bir düğün merasimi icra ettirmişiti. Bu sırada türlü kişilerin kışkırtmaları sebebinden Yeniçerileri ayaklanmış ve Topkapı Sarayına hücum etmişlerdi. Bütün misafirler feryad ederek her tarafa firar etmişlerdi. Ahmet Paşa'da canını kurtarmak için bir taraflar kaçmış ise de Yeniçerilerin eline düşmüştü. Yeniçerilerin gazabına maruz kalan Ahmet Paşa oracıkta katledilip balta ve kılıç darbeleri ile parça parça edilmişti. Başını kesmişler, kalan vücudunuda At Meydanına sürüklemişlerdi. Diğer katledip parçaladıkları cesetleride oraya götürüp cümle aleme ibrat olsun diye teşhir ettirmişlerdi. Bu feci hadise sebebinden de Sultan İbrahim hal edilip bilahare boğdurularak katledilmiştir.(...) 

Çağatay Uluçay'ın Mahidevran Hakkındaki Yazısı

Mahidevran Haseki için gerçek adı'nın Bosfor olduğunu aslında kim iddia etmiştir? Ne zaman iddia etmiştir? Bugünki Türk Tarihçilerin bazıları, Mahidevran'ın adı yanında Gülbahar ve Bosfor isimlerini yazıyorlar, kaynak olarakda çoğu zaman merhum Çağatay Uluçay'ın ''Padişahların Kadınları ve Kızları'' kitabını gösteriyorlar. Halbuki merhum Çağatay hoca bakın Mahidevran hakkında ne yazmış, aynen yazıyorum:

Çağatay Uluçay: Padişahların Kadınları ve Kızları, Türk Tarih Kurumu Basımevi 1980, sayfa 35:

''Bazı kaynaklarda adı Bosfor, Gülbahar şeklinde yazılı ise de doğru olmadığı anlaşılmaktadır.''

Buyurun, benim yazdıklarıma itibar etmiyorsanız, açıp kendiniz bakınız, internette dahi bu eserin kopyaları mevcut. Peki bu durumda neden Mahidevran Gülbahar deniliyor? Veya neden esas adının Bosfor olduğu söyleniyor? Ben burda kaç defa yazdım ve belgelerle de kanıtladım. Merhume büyük halamızın esas adı Malhurub, rus kaynaklarında adı Malhurub İdarovna (yani İdar'ın kızı Malhurub) olarak yazılıdır. Gülbahar konusunda ise, Kırım Sarayında bulunduğu sırada Baharey takma ismi yüzünden mi sonradan gerçek adının Gülbahar olduğu zannedildi, bilemiyorum. Ama Gülbahar kesinlikle ne ismi ne de lakabı değildir. Bosfor ismine gelince, bunu burada birkaç defa zaten açıklamıştım: Bosfor esas ismi değil memleketidir.
Kanuni Sultan Süleyman'la 1512 yılında Kefe de evlendiğin de doğrudan Mahidevran ismini almıştır. Ayrıca dikkatinizi çekerim, osmanlıca soyağacımızda bile adı Malhurub Mahidevran olarak yazılıdır.

Rica ederim, geçmişimize saygılı olalım ve gerçekleri çarpıtılmış şekilde anlatmayalım.

Samstag, 28. Juni 2014

Sultan İbrahim'in Evladlığı

Dedemin notlarında Sultan İbrahim dönemine dair çok detaylı ve enteresan bilgiler var. Okudukca şaşkınlığım artıyor. Birkaç kesit:

(...) Haremin nüfuz sahibi Baş Ağası, büyük Valide Sultan'ın arzusu mucibince belak olan Hükümdar'a kız tedarik etmekte pek marifetli imiş. Günün birin de Balkan havalinden pek hoş ve zarif bir kumral saçlı bir kızı Harem'e kabul ettirmiş ve doğrudan Valide Sultan'ın huzuruna çıkartmış. Büyük Valide kız'dan pek hoşnut olmuş halde ''Arslanım'a takdim edin'' diye buyurmuş. Lakin kızın bir müddet sonra karnı hayli büyümeye başlayınca gebe olduğu tesbit edilmiş. Kethüda Kadın ağzı büzülmüş halde Baş Ağa'ya: ''Bu kadını sen getirdin, bu vaka'dan sen mesulsün'' dediği Meleki Hatun hatıratında aynen derc etmiştir. Fakat Sultan İbrahim, zaten akli melekelerine pek haiz olmadığından Cariye'nin veledini pek sevmiş ve hatta Cariye'ye de Hazinedar efradının bütün itirazlarına rağmen pek ala maaş taksim etmiş. (...) Turhan Haseki bu Cariye'den hayli bizar olduğundan bir yolunu bulup Cariye'yi de veledini de Saray'dan nefy ettirmiş. Yanlarınada Baş Ağa'yı güya refakatci olarak verip Mekke'ye göndertmiş. Bu biçarelerin gemileri Akdeniz de korsanlar tarafından ele geçirildiğin de canlarını kurtarmak için çocuğun Padişah'ın oğlu olduğunu iddia etmişler. Bu suretle Cariye, oğlu ve Harem Ağası Avrupa'ya gönderilmiş. Zavallı çocuk orada senelerce muhtelif Saray'larda tutularak Osmanlı'ya karşı yetiştirilmiş. Buna ilaveten Osmanlı'dan çocuğun serbest bırakılması için haraç'da dahi talep edilmiştir. (...)

Mittwoch, 25. Juni 2014

Sultan İbrahim'in Haremi

Rahmetli dedemin notlarından Sultan İbrahim'in Haremine dair bilgiler:

(...) Fevkalade kurnaz Şekerpare Hatun'un himmeti ile Harem-i Hümayun'a kabul edilen Leyla Hatun, uzun sarı saçı ve mavi badem gözleri ile Sultan İbrahim'in gönlünü fethetmişti. Çerkes usulü saçlarını bağlayan Leyla Hatun, Sultan İbrahim'in o derece hoşuna gitmiş ki artık nezdin de yegane Saçbağı namı ile hitab ediliyordu. (...) Nikah akdi Saray-ı Hümayun'da muazzam bir törenle icra edildiğin de Dilaşub Haseki, Hazinedar Usta'ya ''Aynı milletten olduğumuz halde bu Kabarday nisvanına ne içün bu derece alaka ihsan ediliyor, biz de Çerakese değilmiyiz, karındaşıma yevmi 10.000 altını çok gören, şimdi bu hatun'un karındaşı Kenan Paşa'ya 15.000 altın ihsan edilmiş. Benim biraderimin hizmeti devletimiz içün bu vakte dek her daim ferman-ı hümayun ile taltif edilmedi mi'' söylediğini Meleki Hatun hatıratında aynen derc etmiştir. (...) Saçbağı Haseki, Padişah'ın en gözde zevcesi olduğundan derhal hemşiresi Hubyar Hatun'u Harem-i Hümayun'da Hazinedarlar arasına dahil etmiştir. Hubyar Hatun'da amcazadesi Şekerpare Hatun ile nahoş bir rekabet kavgasına sebep olduğundan, Meleki Hatun'da bu iki Çerkes'ten pek bıkmış halde Saray-ı Hümayun'da başka bir milletin kuvvetlenmesine himmet etmiştir. Doğrudan haraç topladığı Ermeni tacirlerin kızlarından mütemadiyen Sultan İbrahim'e bahsedip padişah'ın aklına girmiştir. (...) Nihayet günün birin de Sultan İbrahim baş ağasını celb edip Ermeni mahallesinden pek şişman bir hatun'un bulup getirilmesini buyurmuş. (...) Ermeni mahallesinden Padişah'ın huzuruna 10 tane Ermeni kızı çıkartılmış, Sultan İbrahim de aralarından en şişman olanını seçip doğrudan hasodaya kabul etmiştir. (...) Artık Sultan İbrahim bu şişman Ermeni kızından o derece mest olmuş ki gözü ondan başkasını görmez hale gelmiş. Kendisine Şivekar ismi tesmiye edilen bu hatun acaip derece şişman olmakla beraber Padişah'ın diğer zevcelerini çileden çıkartmayıda ihmal etmemiş. Rus nesebinden olan Tarhan Haseki, derhal bu hatun'un Saray'dan çıkartılmasını istediği halde Kösem Sultan buna mani olmuştur. Zaten Tarhan Haseki bilahare Valide Sultan olup kayınvalidesini de diğer aleme gönderdikten sonra, ilk icraatı Şivekar Haseki'yi Saray-ı Atik'e mahpus edip henüz birkaç senelik islam olan biraderlerini idam ettirip, ibrete alem için diğer haraç toplayan Saraylıların kelleleri ile beraber meydanda sallandırmıştır. Biraderlerinin kanlı gömlekleri Şivekar'a takdim edildiğin de feryad edip aynı gece zarfında saçına ak düşmüş. (...) Şivekar'ın gönül parçalayan feryadının Sultanahmet meydanında dahi işitildiği bilahare nesilden nesile anlatılmıştır. (...) Sultan İbrahim'in Ermeni haremi Şivekar Haseki'den hariç diğer bütün zevceleri cümleten Çerkezistan ve Rus havalinden gelmektedirler. 

(...) Sultan İbrahim'in zevcelerinden Ayşe Haseki de Kırım Tatarı olup Girayların akrabasıdır. Ayşe Haseki'nin biraderi'nin nesebinden olan ve halen İstanbul Fatih dahilin de ikamet eden Ahmet Paşazade Salih Bey'dir. (...) Sultan İbrahim katii suretle deli değildir, fakat annesi'nin nihayetsiz iktidar kavgasının kurbanı olmuştur. Biçare Padişah'ın yegane zaafını kullanan bu Rum nesebinden olan Kösem Sultan, kendi evladını, torununu bu hususta kurban etmekten çekinmemiştir. Bilahare Kösem Sultan hakkında evlad katili denilmesi pek isabettir. Fakat diğer Padişah'lar da ellerini kana bulamayı ihmal etmemiştir, neden bu sebepten Sultan Süleyman'ın masumiyeti mevzu bahis olmadığı gibi Sultan İbrahim de ve validesi de masum değildir. Hakşinaslık hususunda Kösem Valide, Selim-i Evvel'den veyahut Kanuni Sultan Süleyman'dan muhakkak bari'dir.(...)

Sonntag, 15. Juni 2014

Sultan II. Selim'in Kızı Şah Sultan Ve Eşleri

Sultan Süleyman'ın ölümünden sonra II. Selim padişah oldu. Bunun eşi Venedikli Asilzade kızı Nurbanu Sultan politikadan anlayan çok akıllı bir kadındı. Sultan Süleyman'ın dönemin de II. Selim'i destekleyen Paşa'lara hizmetlerine karşılık kızlarını verdiler. Bu olaylar hakkında her zaman ki gibi merhum dedemin notları mükemmel bir kaynaktır. Şimdiye kadar hiç bir tarihci'nin bilmediklerini merhum dedem yazmış. Keşke bunları yayımlasaydı. Ama ömrü vefa etmedi, belki de yayımlamak istemiyordu? Aile içi sırların dışarıya yansıtılması zaten çok hassas bir konu. Bu yüzden de buraya eklemek istediğim pek çok belgeyi ailemin karşı gelmesinden dolayı yayımlayamıyorum.

Şimdi dedemin notlarından Sultan II. Selim'in kızları hakkında bir kaç detayı okuyalım:

(...) Şehzade Sultan Bayezid'in müessiff katlinden sadece bir hafta sonra Sarı Selim zevcesi Venedikli Hatun'un mütemadi lakırdısından pek bıkmış halde üç kızınıda kendisinin tarafını tutan Paşa'lara hediye etmiştir. En başta pek mühim bir entrikacı olan Hırvat Asilzadesi Mehmed Sokoloviç namı diğer Sokollu Mehmed Paşa'ya büyük kızı İsmihan Sultan'ı vermiştir. Düğün masraflarını ufak tutmak ve diğer entrikacı Vezirleri müteessir etmemek için aynı gün zarfında üç Sultan beraber nikahlanmışlardır. Bu suretle Sokollu Mehmed Paşa'ya İsmihan Sultan, Piyale Paşa'ya Gevherhan Sultan ve Çakırcıbaşı Hasan Paşa'ya da Şah Sultan verilmiştir. Cümlesi'nin düğün ve nikah merasimi 30 Zilkade 969 tarihin de vuku bulmuştur.

Biçare Sultan'ların ne derece mey'us ve bitab olduklarını tahmin etmek mümkün değildir. Yegane ebeveynleri'nin ihtirasları sebebinden arzu etmedikleri ve babaları yaşında adamlara nikahlanmışlardır. Gevherhan Sultan bu acı hayata pek uzun boyun eğememiş ve henüz 30 yaşlarında ebediyete intikali vuku bulmuştur. Ablası İsmihan Sultan henüz 40 yaşını aşmış hal de vefat etmiştir. Şah Sultan ise gene 30 yaşlarında hakkın rahmetine kavuşmuştur. Bu üç Sultan'ın en ufakları Fatma Sultan'da biçare 40 yaşına erişmeden gözlerini ebediyyen kapatmıştır. (...) Şah Sultan'ın zevci Çakırcıbaşı Hasan Paşa Çerkes olup Anapa diyarından gelmiş ve Enderun mezunu pek itibar sahibi bir adamdı. Bu Paşa için muhtelif kimseler Rus olduğunu söylüyorlarsada Çerkeslerin Kabardey boyuna mensup çok mert bir Askerdi. Zaten Şah Sultan'ın bu Hasan Paşa ile evlendirilmesin de ki sebeplerden biri de Çerkeslerin desteğine malik olmak ve Şehzade Mustafa'nın ardından matem tutan Çerkes ümerasını kendi taraflarına çekmekti. Zaten Hasan Paşa'da merhum Şehzade Mustafa'nın validesi'nin yeğenlerindendi. Aile için de Hasan Paşa'ya Hain denilse de bu pek isabetli değildir. Zira Hasan Paşa fevkalade hakşinas bir zat idi ve Şah Sultan'la olan nikahı ailesine ve karındaşlarına hizmet etmek içindi. Neden bu sebepten Şah Sultan'la evlenmesinden bir süre sonra Sarı Selim'den, Bursa'da biçare olan Mahidevran Haseki ve diğer aile mensubatı'nın himaye edilmesini rica etmiştir. Bu ricasıda kabul edilmiştir (...) Kırım Tatarları ile harp eden Çerkeslerin muhtelifi Memaliki Osmani'ye iltica ettiğin de bunları kendi Sarayında misafir etmiş ve yetim çocuklarıda Enderun'a alınmalarına himmet etmiştir (...) Hasan Paşa'nın ailemize ve devlete pek çok hizmeti inkar edilemez bir hakikattir (...) Maateessüf Hasan Paşa pek yaşlı olmadan vefat etmiştir. Paşa'nın vefatından bir sene sonra Sarı Selim kızını Zal Mahmud'a vermiştir. (...)