Sonntag, 30. November 2014

ALEVİ MESELESİ / SERSEM ALİ BABA

Bu hafta içinde HaberTürk de yayımlanan bir haber, bizi ailece tekrar çok üzdü. Çünkü yayımlanan Haber de Mahidevran'ın alevi bir şeyhin kardeşi olduğu yazıyordu. Şeyhin ismi Sersem Ali Baba! Makedonya'da bir Tekke kurmuş vs. vs.

Ne kadar enteresan değilmi, Alevi'lere karşı senelerce savaşan Yavuz Sultan Selim'in gelini güya kendi toplumlarından. Halbuki Alevi'ler Yavuz Sultan Selim'i hiç sevmezler ve ailesine karşıda nefret beslerler. Ben bunu pek çok Alevi tanıdıklarımdan duymuştum. Yanlış anlaşılmasın, katiiyyen Alevi'lere karşı değilim, bilakis Sünni Alevi ayrımı yapılmasına çok karşıyım. Sonuçta hepimiz insanız ve herkes inancında hürdür. Ama maalesef Türkiye de bu konular çok zor.

Fakat kesinlikle yanlış bilgilere karşıyım! İster Alevi, Sünni veya Hristiyan olsun farketmez. Bu yüzden buradan bu haberi yayımlayan Haber Türk gazetesini ve makale yazarını kınıyorum. Biz alevi şeyhinin soyundan gelmiyoruz! Biz Çerkes-Kabardeyiz! Alevi değil! Burdan bütün Çerkeslere sesleniyorum, lütfen siz de görüşlerinizi bildirin, yalan yanlış haber yayımlayanlara karşı gelelim.

Lütfen yanlış haberlere mani olalım! 

Saygılar.

Montag, 24. November 2014

MAHİDEVRAN HAKKINDA YENİ HABERLER

Dün pek çok internet gazetesinde Mahidevran Haseki hakkında enteresan haberler çıktı, ama haberde maalesef çok büyük bir hata yapılmış.

Haber de Mahidevran'ın babasının bir Osmanlı Paşası olduğunu yazmışlar, ama bu yanlış! Mahidevran Haseki'nin babası Çerkes Hükümdarı İdar Mirza'dır. Ayrıca bir hata daha yapılmış: Mahidevran güya Çerkes Bitu Mustafa Paşa'nın kızı olduğu yazılmış, buda yanlıştır! Zaten Paşa kızı demeleride bu hatadan kaynaklanıyor.

Ben Sn. Dr. Doğan Yavaş beyle görüştüm ve bu hatanın giderilmesini rica ettim, zaten kendiside yapılan hataların farkında. Kısa zamanda düzgün bir haber çıkartılacakmış.

Ama burdan tekrar ediyorum: Mahidevran Haseki'nin babası Kabardey Çerkes hükümdarı İdar Mirza'dır. Mahidevran'ın ağabeyi Bitu Mustafa Paşa ise sonradan Osmanlı Paşası olmuştur. Bende zaten Mustafa Paşa'nın neslinden geliyorum.

Mahidevran Haseki'nin kimliğini, yanlışların düzeltilmesi için, özet olarak tekrar yazmak istiyorum:

Mahidevran Haseki, gerçek adı: Malhurub 
Doğum Tarihi ve Yeri: 1498 Taman Yarımadası (dedem notlarında Anapa civarı diyede yazmış)
Ölüm Tarihi ve Yeri: 2.3.1581 Bursa
Babası: İnarmaz oğlu İdar Mirza
Annesi: Mengli Giray kızı Nazcan Hatun
Ağabeyi: Bitu Mustafa Paşa
Ablaları: Fatı Şahıdevran Hatun ve Akile Hatun
Kardeşi: Belkıs Hatun
Üvey kardeşleri (Baba bir anne ayrı): Temruk Mirza, Kambulat Mirza ve Şelegot Mirza
Eşi: Sultan I. Süleyman
Evlilik Tarihi: Şubat 1512 
Çocukları: 1.Şehzade Mahmut
                 2.Şehzade Mustafa
                 3.Şehzade Ahmet (Bu Şehzade için Mehmet ve Orhan'da deniliyor)
                 4.Fatma Sultan
                 5.Raziye Sultan


Lütfen daha fazla hata yapılmasın, rica ederim bilgileri doğru verelim.


Saygılarımla

Melike d'Henin de Chimay

Sonntag, 19. Oktober 2014

YENİ BELGELER

Mahidevran Haseki ile alakalı yeni belgeler gün yüzüne çıktı. Avrupalı bir tarihci bayan (ismini henüz açıklamayacağım, çünkü çalışması devam ediyor) Mahidevran Haseki hakkında bir biyografi yazıyor. Çalışması için ailemize müracaat etti ve bizde elimizde bulunanları kendisine verdik, ayrıca Rusya'daki aile mensuplarımızlada görüşerek çok değerli belge ve bilgiler edindi. Şimdiye kadar bizim bilmediğimiz ve merhum fransız tarihci Andre Clot'un da araştırmalarında yer alan Misallu Tahire Hatun adında bir bayanın mektupları ortaya çıktı. Öğrendiğimize göre Misallu Tahire Hatun, halamız Mahidevran Haseki'nin sarayda nedimesi imiş ve Bursa'da yanında bulunmuş. Özel bir kolleksiyoncunun arşivinde bulunan bu değerli mektupların yayımlanması konusunda ikna edildiğini öğrendik. Aynı şekilde Mahidevran Haseki'nin kardeşlerinin mektup ve tutanaklarıda yayımlanacakmış. Bundan hariç Faika Hatun, Çerkes Mehmet Megu Ağa, Vorkoç Ağa, Abide Hatun, Yenemok Arslan Ağa, Turun Giray Ağa, Ferhat Ağa, Ferhunde Hatun ve daha başka kişilerin mektup ve raporlarınında bulunduğunu haber aldım. Bu kişilerin Mahidevran Haseki'nin maiyetinde veya çevresinde yaşayanlar olması lazım. Benim şaşırdığım diğer bir nokta ise, neden şimdiye kadar bu belgeler kullanılmadı? Niçin araştırılmadı? Bu kadar çok belge bulunması ne kadar güzel, azimli bir tarihci bu bilgilere ulaşabilirdi diye düşünüyorum. Merhum halamız için cariyeydi demek kolay, üstünkörü akademisyenlerin elinde arşivler. Çok yazık çok. Sürekli geri adım atılıyor.

Yeni gelişmeler olduğunda buraya ekliyeceğim. Saygılar

Melike Chimay

Samstag, 2. August 2014

Sultan Deli İbrahim'in Raks Eden Eşi

Geçenlerde bir aile dostu beni aradı ve blog'umu okuduğunu söyledi. Buna ilaveten Saçbağı Sultan hakkındaki bilgileri çok enteresan bulduğunu ve hatırladığı kadariyle Saçbağı hakkında bir şarkı'nın da olduğunu belirtti. Bu şarkıyı hemen hatırladım. Aile içinde bu konu hakkında birşeyler duymuştum. Babamı aradım ve ona sordum. Verdiği bilgilere göre Sultan İbrahim döneminde Saray'da bulunan ve aslen Avrupalı olan Ali Ufki isminde bir besteci Saçbağı hakkında bir türkü derlemiş. Lakin bu türküyü araştırıp bulduktan sonra büyük bir hayal kırıklığına uğradım. Çünkü türkü'nün sözleri çok ''intim'' veya ''özel'' diyelim. Yatak odası bölümüne giren türkünün sözlerini okuyunca hemen babamı tekrar aradım ve onada anlattım. Babam çok güldü ve şöyle dedi: ''E kızım ne zannediyordun, Deli İbrahim gibi bir padişah'ın sarayında edep mi arıyorsun!'' ve ilave ederek ''Deli İbrahim'e boş yere deli demiyorlar, çok oynak ve fevri bir sultanmış'' dedi.

Ama çok düşündüm, Sultan İbrahim deli olsada kendi eşi hakkında böyle edepsiz bir türkünün bestelenmesine nasıl müsade etmiş? Ben buna bir anlam veremedim. Bu yüzden dedemin notlarını karıştırıp bir açıklama aradım ve gerçektende buldum. Bakın merhum dedem Celal Bey bu olayı nasıl izah ediyor:

(...) Sultan İbrahim hem tahtından hemde canından olduktan sonra sarayın musiki hocası Polonya muhtedisi Ali Efendi yeni hükümranlığı ele geçiren Turhan Sultan ve avanesi için bir türkü derleyip takdim etmiş. Türkü de Saçbağı Sultan nahoş vaziyetlerde tasfir ediliyormuş. Zaten Turhan Sultan'ın pek nefret ettiği ve hakkında ''Pis Çerkes Karısı'' dediği Saçbağı Sultan'ın bu na'edep vaziyette türküde tasfir edilmesi fevkalade hoşuna gitmiş. Saçbağı türküden haberdar olunca yanındakilere ''Behey Allah'dan korkmaz, kul'dan utanmaz namert tohumları, ne vakit ben müteveffa Efendimizin huzurunda raks edip eteklerimi savurmuşum, bu reziller beni kendileri ile karıştırırlar, bana iftira ederler, Allah onlardan sorsun'' demiş.(...) 

Bence bu satırlar herşeyi açıklıyor. Osmanlı Sarayının entrikalarını asla unutmayalım ve bazı tarihi dökümanların çoğu zaman taraflı olduklarınıda göz önünde bulunduralım. Sonuçta Ali Ufki de diğer saraylılar gibi yeni iktidar sahiplerine yaranmak istiyordu. Bu her devir için geçerlidir, herkes kendi menfaatini düşünüyor.

Mittwoch, 16. Juli 2014

Muazzez ile Saçbağı Sultan'ların Kavgası

Merhum dedemin notlarından:

(...) Sultan İbrahim'in haremin de ki türlü rekabet çekişmelerin haddi hesabı yoktu. Neden bu sebepten günün birin de padişah'ın ikinci zevcesi Muazzez Sultan ile Altıncı Haseki ünvanına haiz olan halamız Leyla Saçbağı Sultan arasında nahoş bir kavga zuhur etmiş. Zaten Saçbağı'nın mütemadiyen çektiştiği Şivekar Sultan ile olan rekabet kavgası hasebi ile huzuru kalmamış. Ortalıkta ''Bu ermeni karısı muhakkak Şevketmeab Efendimizi sihirledi, aksi takdirde bu derece şişman olan bir hatunun suratına kim bakar'' diye lakırdı ediyormuş. Muazzez Sultan bu işitince bir fırsatını bulup Saçbağı'na bir gün Harem Sofalarından birinde tesadüf edince: ''Kimileri lakırdı edermiş, ortakcığım içün muhtelif iftiralar edermiş, bu lakırdı edenler evvela dönsün de kendi sıfatlarına baksınlar'' demiş. Saçbağı'da tabii bu lafın kime olduğunu anlamakla beraber Muazzez Sultan'a: ''Aman Muazzez Sultanım, hemşirem diye kabul eylediğim ortakcığım. Daha dün bizzati aliniz, müşarünileyha içün Şişman Ermeni karısı dediğinizi ne vakit zihninizden men ettiniz?'' diye cevap verdiğinde Muazzez Sultan pek bozulmuş. Bu günden itibarende birbirlerine muhtelif iğnemeli lakırdılar etmeye devam etmişlerdir.(...) Seneler sonra Sultan İbrahim hal edilip haremi Eski Saraya gönderilince evvelden mütemadiyen rekabet eden bu iki padişah zevcesi düştükleri felaketin manasını idrak ederek pek iyi ahbab olmuşlardır. (...) Muazzez Sultan'ın biraderi'nin iki oğlundan biri olan Zapşaa Zade İbrahim Ağa Sarayın Muhafız Alayında bulunduğundan Vakayı Vakvakiye de katledilmiş, diğeride menfaya gönderilmiştir. Esasında Abaza nesebinden olan Muazzez Sultan'ın bilahare ailesi ve Abaza beyleri için pek çok masraf ettiğinden halk arasında pek itibarı yoktu. Zaten Sultan İbrahim'in bütün kadınları, kendi aileleri, milletleri ve kendi çıkarları için çalıştıklarından cümlesinin halk arasında maalesef itibarları kalmamıştı. (...) 

Dienstag, 15. Juli 2014

Sadrazam Hezarpare Ahmet Paşa

Merhum dedemin notlarında Hezarpare Ahmet Paşa isimli bir sadrazama tesadüf ettim. Okuduklarım beni çok etkiledi ve bu yüzden buraya ekliyorum:

(...) Ahmet Paşa pek hodbin ve debdebeye meyilli bir adamdı. Biraderi olan Sarhoş lakablı İbrahim Paşa'nın delaleti ile Saray'da nüfuzu artmıştır. Zaten Sultan İbrahim'in akli melekeleri pek yerinde olmadığından mütemadiyen Saraylıları tarafından türlü işlerin müsadesi için kullanılıyordu. Neden bu sebepten günün birin de bizim büyük halalarımızdan olan Leyla Saçbağı Haseki Sultan, zevci'nin huzuruna çıkıp, iki gözü iki çeşme: ''Efendimiz, bilmem ki nezdinizde bir kusur mu işledik ki yüzümüze bakmaz oldunuz, hemşirem kulunuz için buyurduğunuz kapı ağasını bize nasıl yakıştırdınız'' demiş. Sultan İbrahim de zaten kadınların ağlaması karşısında zayıf düşütüğünden: ''Aman ne etmişimki sultanım, siz buyurdunuzda bu biçare İbrahim'iniz kabul eylemedimi, sil göz yaşını. Söyle hemşireni kime vereyim?'' diye karısını teselli etmiş. O vakit bizim hala hatun'da derhal neşelenerek: ''Haşmetlü Efendimiz, hemşirem Hubyar kulunuz için İbrahim Ağa makbuldür'' demiş.
Zaten padişah'ın hazinedarları arasında bulunan Hubyar Hatun, bu suretle İbrahim Ağa ile evlendirilip Paşalık tevcih edilmiş. Düğünleri pek debdebeli icra edildiğini vakanüvisler de kayıt etmiştir. Ahali'nin ağzına düşen bizim hala hatun içinde ''Çerkes karısının bir lafına altınlar kese kese boşaltılıyor, şimdi de baldızı içün binlerce altın efek ediliyor'' diye lakırdılar başlamış. Fakat bizim halamızın diğer Hasekilere nispet harcamaları ve ricaları daha ufak olmasına rağmen bu derece hakarete maruz kalması hakikaten pek de isabet değildir. Lakin cümle alemin Sultan İbrahim'in hatunlarından ve saraylılarından pek çekdiklerinden, bunların her hareketlerini nahoş kabul ediyorlardı.(...) Hubyar Hatun'un İbrahim Ağa ile nikahı ve düğün merasimi Recep 1057 tarihin de vuku buldu. Bir ay kadar sonrada İbrahim Paşa'nın biraderi Ahmet Paşa'da Musa Paşa'nın ani şehadeti üzerine Sadrazamlığa tayin edildi. Fakat yanlız bununla da iktifa etmeyip, Hubyar Hatun'un ve bunun ablası Saçbağı Sultan'ın ricaları üzerine Ahmet Paşa'yı Hanedanı Ali Osmana damad etmek için henüz iki yaşında bulunan Beyhan Sultan'ı da yeni Sadrazam Paşa'ya nikahlattırdılar. Esasında buna sebep de Beyhan Sultan'ın annesi Tarhan Haseki'nin biraderi'nin Saçbağı Sultan'ın biraderi Hasan Paşa ile münakaşalarıdır. Zira Tarhan'ın biraderi Yusuf Ağa, çarşıda gezerken Hasan Paşa'ya tesadüf etmiş ve buna nesebi ile alakalı türlü hakaretler edince, tekme tokat birbirlerine girmişler. İşitilen lakırdıya istinaden Yusuf Ağa: ''Pis çerkes parçası haydut herif'' gibi hakaretvari sözler sebebinden kavga etmişler. Keza Saçbağı'da bundan haber alıncada intikam almak için gidip kocasına dil dökmüş. Tarhan Sultan'da bu işin altında kalmayıp Sultan İbrahim'in hal edilmesinden sonra Saçbağı'ını ve kızlarını Eski Saraya kapattırıp birader ve amcazadelerini de menfaya göndertmiştir. (...) Ahmet Paşa, Beyhan Sultan ile, surii de olsa, evlenmek için henüz nikahında bulunan Handanzade Hatun'u boşamıştır. Handanzade Hatun'da Sultan İbrahim'in en gözde hizmetkarlarından olduğundan bu hadiseye pek müteesssir olup, doğrudan Hubyar Hatun'un yanına gidip: ''Allah Alem, beni talak ettirdiniz, lakin ikbal siz de kalmayacak Hubyar Hatun'' dediği aile içinde ihdar şeklinde anlatılırdı. Keza öyle de oldu. Bu hadiselerden bir sene sonra 17 Recep 1058 (miladi 7.8.1648) tarihinde Ahmet Paşa oğlu Baki Bey'i Kemankeş Kara Mustafa Paşa'nın kızı ile evlendirmek için Topkapı Sarayı'nın bahçesin de muazzam bir düğün merasimi icra ettirmişiti. Bu sırada türlü kişilerin kışkırtmaları sebebinden Yeniçerileri ayaklanmış ve Topkapı Sarayına hücum etmişlerdi. Bütün misafirler feryad ederek her tarafa firar etmişlerdi. Ahmet Paşa'da canını kurtarmak için bir taraflar kaçmış ise de Yeniçerilerin eline düşmüştü. Yeniçerilerin gazabına maruz kalan Ahmet Paşa oracıkta katledilip balta ve kılıç darbeleri ile parça parça edilmişti. Başını kesmişler, kalan vücudunuda At Meydanına sürüklemişlerdi. Diğer katledip parçaladıkları cesetleride oraya götürüp cümle aleme ibrat olsun diye teşhir ettirmişlerdi. Bu feci hadise sebebinden de Sultan İbrahim hal edilip bilahare boğdurularak katledilmiştir.(...) 

Çağatay Uluçay'ın Mahidevran Hakkındaki Yazısı

Mahidevran Haseki için gerçek adı'nın Bosfor olduğunu aslında kim iddia etmiştir? Ne zaman iddia etmiştir? Bugünki Türk Tarihçilerin bazıları, Mahidevran'ın adı yanında Gülbahar ve Bosfor isimlerini yazıyorlar, kaynak olarakda çoğu zaman merhum Çağatay Uluçay'ın ''Padişahların Kadınları ve Kızları'' kitabını gösteriyorlar. Halbuki merhum Çağatay hoca bakın Mahidevran hakkında ne yazmış, aynen yazıyorum:

Çağatay Uluçay: Padişahların Kadınları ve Kızları, Türk Tarih Kurumu Basımevi 1980, sayfa 35:

''Bazı kaynaklarda adı Bosfor, Gülbahar şeklinde yazılı ise de doğru olmadığı anlaşılmaktadır.''

Buyurun, benim yazdıklarıma itibar etmiyorsanız, açıp kendiniz bakınız, internette dahi bu eserin kopyaları mevcut. Peki bu durumda neden Mahidevran Gülbahar deniliyor? Veya neden esas adının Bosfor olduğu söyleniyor? Ben burda kaç defa yazdım ve belgelerle de kanıtladım. Merhume büyük halamızın esas adı Malhurub, rus kaynaklarında adı Malhurub İdarovna (yani İdar'ın kızı Malhurub) olarak yazılıdır. Gülbahar konusunda ise, Kırım Sarayında bulunduğu sırada Baharey takma ismi yüzünden mi sonradan gerçek adının Gülbahar olduğu zannedildi, bilemiyorum. Ama Gülbahar kesinlikle ne ismi ne de lakabı değildir. Bosfor ismine gelince, bunu burada birkaç defa zaten açıklamıştım: Bosfor esas ismi değil memleketidir.
Kanuni Sultan Süleyman'la 1512 yılında Kefe de evlendiğin de doğrudan Mahidevran ismini almıştır. Ayrıca dikkatinizi çekerim, osmanlıca soyağacımızda bile adı Malhurub Mahidevran olarak yazılıdır.

Rica ederim, geçmişimize saygılı olalım ve gerçekleri çarpıtılmış şekilde anlatmayalım.