Donnerstag, 1. Juni 2017

PAYİTAHT ABDÜLHAMİT DİZİSİ

Muhteşem Yüzyıl ve ardından yayımlanan Kösem gibi saçma tarihi dizilerden sonra birde Payitaht Abdülhamit çıktı. Bu dizi tarihi gerçekleri yansıtmadığı gibi çokta saçma olmuş. Tamamiyle kasıtlı ve Türkiye'nin yeni düzenine uygun şekilde yapılmış bir çalışmadır.

Dizide ki hatalar saymakla bitmez, ama biz sizin için bazılarını listeledik:
  • Dizi 1898 yılını gösteriyor ve o tarihlerde Sultan Abdülhamit 56 yaşındaydı, ama başroldeki oyuncu hiçte 56 yaşındaki bir Padişahı göstermiyor, tam aksine 40ların başında gibi görünüyor.
  • Sultan Abdülhamit'in 1898 yılında yanlızca 2 eşi yoktu, o tarihlerde 9 eşi vardı. Ama dizide sadece 2 eşi gösteriliyor.
  • Bidar Kadınefendi esmer değildi, sarışın, mavi gözlüydü.
  • Fatma Pesent Hanım 1898 yılında daha 18 yaşındaydı, ama dizide 20lerin sonunda gibi görünüyor.
  • Abdülkadir Efendi, Mislimelek Hanımla evliydi.
  • Abdülhamit'in Haremi Şale Köşkünde değildi.
  • Erkekler Hareme giremezlerdi (Şehzadeler hariç).
  • Kılık Kıyafetleri 19. YY modasına uygundu. Kadınlar başlarına Kavuğa benzer bir başlık takmazlardı. Hotoz takarlardıki hepsi değil.
  • Harem maiyeti yanlızca 10 kişiden mürekkep değildi.
  • Hiç kimse bir Şehzadeye tokat atamazdı.
  • Hareme öyle kolaylıkla halktan bir kız alınmazdı.
  • Bidar Kadınefendi'nin kardeşi Kabasakal Çerkes Mehmet Paşa değildi. Kardeşi Çerkes Mehmet Ziya Paşaydı.
  • Seniha Sultan kendi sarayında oturuyordu, hemen her gün Yıldız Sarayına gelmiyordu.
Seçilen oyuncularda hiç uymamış! Mahmut Paşayı oynayan oyuncu hiçte uygun değil! Aynı şekilde Şehzade Abdülkadiri oynayan oyuncuda çok yanlış bir seçim. Yukarıda yazdığımız gibi tarihi gerçeklerle hiç bir ilgisi yok dizinin. Üstelik dizi danışmanlarından biride Orhan Osmanoğlu. Gerçekten çok üzücü bir durum. Bazı kesimlere ve yeni düzene yaranmak için yapılmış bir dizi ve hiçte başarılı değil! Halbuki Sultan Abdülhamit'i, ailesini ve dönemini çok daha güzel ve tarihe uygun bir şekilde gösterebilirlerdi. Çok yazık olmuş. Ayrıca dizi müzikleride çok kötü!

Sonntag, 5. März 2017

SULTAN I. SÜLEYMAN'IN SECERESİ HAKKINDA YENİ BİR ÇALIŞMA

Tarihci Sn. Salome Woronzow, Sultan I. Süleyman'ın Seceresini yeni bir çalışma olarak Academia sayfasında yayımlamış. İlgilenenler www.academia.edu sayfasından bu değerli çalışmaya ulaşabilirler.

Çalışma'da I. Süleyman'ın eşleri, çocukları ve hatta gelinleri hakkında çok önemli bilgiler bulunuyor. 

Academia'nın web sayfasının bağlantısını buraya ekliyoruz:

ACADEMİA SAYFASI

Montag, 19. Dezember 2016

SAYFAMIZA SALDIRI

Saygıdeğer Blog Takipçilerinin dikkatine,

16 Aralık 2016 tarihinde Amerika Birleşik Devletlerinden, Kuzey-Doğu Amerika saati 20:52 ve 159.122.70.53 İP Adresinden kimliği bilinmeyen kişi veya kişiler tarafından sayfamıza giriş yapma girişimi gerçekleşmiştir. Bu İp adresinin kime ait olduğunu tesbit etmekte lütfen yardımcı olunuz 

Tekrar bu tür bir vukuat olduğu takdirde saldırıcıların İp adresleri ve ikametgahlarını buradan duyuracağız. 

Saygılarımızla

Montag, 28. November 2016

KANUNİ SULTAN SÜLEYMAN'IN EŞLERİ HAKKINDA YENİ BİR ÇALIŞMA

Tarihci Sn. Salome Woronzow'un Sultan I. Süleyman'ın eşleri hakkında www.academia.edu sayfasında çalışmasını paylaşmış. Fakat araştırma almanca dilinde.

Sultan Süleyman'ın eşleriyle ilgili en detaylı çalışma olduğundan şüphem yoktur. Gerçekten çok enteresan bilgiler var ve yeni belgelerle harika bir kaynak eser. Üstelik ücretsiz olduğundan hemen okunabilir.

www.acamedia.edu sayfasından ücretsiz okuyabilirsiniz. Çalışmanın adını buraya yazıyorum:

Yazar: Salome Woronzow
Eserin adı: Sultan Suleyman I. und seine Frauen


Samstag, 26. November 2016

KANUNİ SULTAN SÜLEYMAN'IN KARDEŞİ HATİCE SULTAN KİMDİR?

Kanuni Sultan Süleyman'ın kardeşi Hatice Sultan'ın hayatı son dönemlerde merak edilen konulardandır. Özellikle Pargalı İbrahim Paşa ile evliliği insanların ilgisini çekmiştir. Ama bazı tarihciler Hatice Sultan'ın Pargalı İbrahim Paşa ile evlenmediğini yazıyorlar. 

Hatice Sultan'ın İbrahim Paşa ile evlendiğini söyleyenler İbrahim Paşa'nın 1524 yılında icra edilen tantanalı düğününü kaynak olarak gösteriyorlar. Gerekçe olarakta Sultan Süleyman'ın bizzat düğüne katılmasının bir Sultan düğünü olduğunu ispat ettiğini savunuyorlar. Ama Sultan Süleyman İbrahim Paşa'yı çok seviyordu ve kardeşi olarak gördüğü arkadaşının düğününe katılması çok doğaldı. Peki İbrahim Paşa Hatice Sultan ile evlenmediyse kiminle evlenmişti? 

İbrahim Paşa'nın eşi Muhsine Hatun'du. Muhsine Hatun'un kimliği de tartışılmaktadır. Bazı akademisyenlere göre İskender Paşa namında yüksek makama sahip ve Hanedanla akraba olan bir şahsın kızıdır. Şimdi o dönemlerde yaşamış iki tane meşhur İskender Paşa var:

1. İskender Paşa (ölüm 1515), Sultan Süleyman'ın kardeşi Hatice Sultan ile 1509 yılında evlenmiş.

2. İskender Çirnoyeviç (ölüm 1530), Karadağlı Prens Hanedanından olup Sultan Süleyman'ın ilk eşi Mükrime (Mükerrem) Hatun'un babasıdır ve 1500lerin başlarında müslüman olup Karadağ Sancakbeyi olarak Paşa ünvanı verilmiştir. Kızı Süleyman'la evlenmesinden sonra II.Bayezid İskender Paşayı Hanedandan bir prensesle evlendirmiştir. İskender Paşanın ikinci eşi olan osmanlı prensesiden beş çocuğu olmuş. 

Bu iki şahıs arasındaki benzerlikler gerçekten çok fazla. Acaba İskender Çirnoyeviç'in kızı Mükrime Hatun 1508 yılında Şehzade Süleyman ile evlenince, II. Bayezid torunu Hatice Sultan'ı İskender Çirnoyeviç ile mi evlendirdi?
Şayet İskender Çirnoyeviç Hatice Sultan ile evlendiyse o zaman 1515 yılında ölen İskender Paşa kimdir? Malum Osmanlı Tarih araştırmaları çok zordur, özellikle eski dönemler hakkında bilgi toplamak zahmetli bir iştir. Çünkü o dönemlerde 19.YY da olduğu gibi detaylı bir bürokrasi yoktu, üstelik Osmanlı'da soyadı olmadığındanda kişiler sürekli karıştırılıyor. Ahmet oğlu Mehmet, Mehmet oğlu Ahmet ile bir yere varılmıyor. Bu yüzden Hatice Sultan'ın eşi olan İskender Paşa'nın 1515 yılında ölen kişi olduğunu düşünmüyorum. Hatice Sultan'ın eşi İskender Çirnoyeviç idi! Tarihlere bakarsanız sizde bu gerçeği göreceksiniz.

Hatice Sultan'ın İskender Çirnoyeviç'ten beş çocuğu oldu:
  1. Mehmet Şah Bey (1515 - 1540'dan sn.)
  2. Süleyman Bey (1514 - 1530'dan sn)
  3. Nefise Hatun (1512 - 1564)
  4. Ali Bey (1511 - 1545'den sn.)
  5. Kara Osman Şah Paşa (1510 - 1568) Teselya beyi olarak Tırhala'da oturdu ve Tırhala'ya Medrese, Camii, Mektep, Çeşme, Köprü, İmaret, Han ve Hamamlar yaptırarak ilim ve kültür şehrine çevirdi. Tırhala'da ki muazzam bir Sarayı vardı ve orada öldü. Ayrıca Kara Osman Şah Paşa'nın Teselya beyi olarak tayin edilmeside İskender Çirnoyeviç'in oğlu olduğunu kanıtlıyor. Çünkü Tırhala o zamanlar Karadağ'ın başkenti olan İşkodra'ya yakın bir şehir olduğundan İskender Çirnoyeviç'in oğlu'nun yakın bir yere tayin edilmesini istemiş olması kuvvetle muhtemeldir.
Bu durumda Muhsine Hatun, İskender Çirnoyeviç ve Hatice Sultan'ın kızı mı idi? Hayır değildi, çünki Muhsine Hatun'un baba adı Topkapı Sarayı Arşivinde bulunan belgelerde Mustafa yazıyor.
Muhsine Hatun'da bir karıştırmaya maruz kaldığı görülmektedir; Muhsine Hatun Çerkes Mustafa Paşa'nın kızıydı. Çerkes Mustafa Paşa'da Sultan Süleyman'ın kayınbiraderiydi, yani Muhsine Hatun Mahidevran Sultan'ın özbeöz yeğeni idi. Zaten bu aile bağları yüzünden Pargalı İbrahim Paşa'nın neden sürekli Mahidevran Sultan ve Şehzade Mustafa taraftarı olduğunuda açıklıyor.
Üstelik Pargalı İbrahim Paşa eşine yazdığı mektuplarında her seferinde annesine, Fatı Hatun ve Hafsa Kadın'a selamlarını iletiyor. Muhsine Hatun'un kızkardeşi Hafsa Hatun'du ve Fatı Hatun'da Karagöz Ahmet Paşa'nın eşi Şahıdevran Hatun'un asıl ismiydi.

Şimdi tekrar Hatice Sultan'a dönelim. Hatice Sultan eşi İskender Çirnoyeviç'in 1530'da ölmesinden sonra İstanbul'a döndü ve orada 1582 yılında öldü. Kabri Sultanselim Camii Şehzadeler Türbesindedir.

Freitag, 25. November 2016

II. ABDÜLHAMİT'İN ANNESİ ERMENİ Mİ İDİ?

II. Abdülhamit'i sevmeyenler annesi Tirimüjgan Kadınefendi'nin aslında Virjin adında bir Ermeni kızı olduğunu ve Trabzon esir pazarından Saraya girdiğini söylüyorlar. Uzun süre bu iddia esas alındı. Ama Abdülhamit'in kızı Ayşe Osmanoğlu hatıralarında babaannesi Tirimüjgan Kadınefendi için Çerkes Şapsıh boyundan olduğunu yazıyor. Peki hangi bilgi doğru?

19. YY'da Osmanlıya göç etmiş Çerkeslerin soyu bugün devam ediyor. Özellikle Sarayla akrabalık kuran Çerkes, Abaza ve Gürcü ailelerin torunlarına ulaşmak mümkün. Bu yüzden Tirimüjgan Kadınefendi'nin ailesine müracaat etmek en doğru yoldur.

Tirimüjgan Kadınefendi'nin kardeşi Mehmet Bey'in soyundan gelen Sn. Cemil Akağu bize ailesinin seceresini illeti ve bir açıklama yazdı. Sn. Cemil Akağu'un yazısını buraya ekliyoruz:

Saygıdeğer Melike Hanımefendi,
ailemize karşı gösterdiğiniz ilgiye istinaden ve telefonda da konuştuğumuz gibi size ailemize ait bilgileri gönderiyorum.
Ailemiz, Çerkeslerin Şapsuh boyundan olan Akağu sülalesine mensup, zaten bizde Soyad kanunu çıkınca Akağu adını aldık.
En geride bildiğimiz ve burda İstanbul Nüfusunda kayıtlı dedemiz Akağu Mehmet Bey'dir. Nüfus Kayıt Örneğinde Mehmet Bey'in baba ismi Ahmet yazıyor, ama asıl Çerkes ismi Beğkan Mirza'dır. Mehmet Bey'in doğum tarihi Nüfusta 1824 diye kayıtlı. Ablası Tirimüjgan Kadınefendi'nin doğum tarihi ise eski Veraset ilamlarında 1823 diye yazıyor. Ama kaynak kitaplarda 16.8.1819 olarak belirtilmiş, bence bu tarih doğru değil, Çünki aile içinde anlatılanlara göre Tirimüjgan 15 veya 16 yaşındayken, Abdülmecit yeni tahta çıktığında evlenmiş. Abdülmecit 1839 yılında tahta çıktığına göre bizim kayıtlarda bulunan tarih doğrudur.
Babamın anlattıklarına göre Tirimüjgan Saraya 7 veya 8 yaşında girmiş ve İkinci Mahmut'un kızlarından Mihrimah Sultan'ın yanında büyümüş. Çünki Mihrimah Sultan'ın anneside Çerkesmiş ve Akağu Beğkan Ahmet Beyin de akrabasıymış. Mihrimah Sultan genç yaşında ölüncede Bezmialem Sultan'ın hizmetine girmiş. Sultan Abdülmecit tahta çıktığında da Bezmialem Sultan Tirimüjgan'ı oğluna vermiş.
(...) Tirimüjgan Abdülmecit'le evlenmesinden sonra Kafkasya'da bulunan ailesini arattırıp kardeşlerini İstanbul'a getirttirmiş. Babası o sırada yaşamadığından annesi gelip Saray'da yanında oturmuş ama çok uzun yaşamamış, kızının ölümünden bir kaç sene sonra ölmüş. Tirimüjgan'ın kardeşlerinden Mehmet Bey de İstanbul'da Askeriyeye girip orda eğitimini almış. Diğer kardeşleriyle ilgili fazla bilgimiz yoktur, yanlız bir kızkardeşi olduğunu biliyoruz, buda daha sonra Abdülhamit'in teyzesi olarak yanında oturmuş ve yanlış hatırlamıyorsam o tahta çıkmadan önce ölmüş.
(...) Sultan Hamit'in dayısı Akağu Mehmet Bey'in Nüfusta ölüm tarihi yazmıyordu, sadece Ölü diye belirtilmiş, biz sonradan araştırdık ve eski Nüfus kayıtlarında 1889 yılında öldüğünü tesbit ettik. Mehmet Bey'in üç eşi vardı, üçüde Çerkesti ve Sarayda yetişmiş hanımlardı. Sultan Hamit tahta çıkınca dayısına vazife vererek Selanik'e göndermiş. Mehmet Bey orda hastalanıp ölmüş ve Selanik'e defn edilmiş. Ama tesadüfe bakınız, yeğeni Sultan Hamit de dayısının öldüğü şehre sonra sürgün edildi (...)

Böylece Tirimüjgan Kadınefendi'nin Ermeni olmadığı kanıtlanmıştır! 

Sn. Cemil Akağu'nun bize gönderdiği Tirimüjgan Kadınefendi'nin kardeşi Akağu Mehmet Bey'in Nüfus Kayıt Örneği. ©Cemil Akağu


Montag, 14. November 2016

ŞEKERBOLU HATUN KİMDİR

Deli İbrahim'in dikkat çeken gözdelerinden biri Şekerbolu Hatun'dur, çünki Saraya girişi bir ayaklanma yüzünden olmuştur.

Abaza asıllı ve Halime Sultan'ın yeğeni Lakerba ailesinden Mustafa Paşa Sivas Valisi iken 1647 yılında Gürcü prensi Georgi Saakadze'nın büyük kızı Perihan Hatun'la evlenmişti. Bu düğün çok debdebeli olduğu gibi gelinin güzelliğinden herkes mest olmuştu. Perihan Hatun'u tasvir eden Fransız Elçisi Jean de la Hay:  (...)  Mustafa Paşa'nın karısı ve Gürcülerin prensesi, duyduğumuza göre çok uzun kumral saçlı, yeşil gözlü, bembeyaz tenli ve her haliyle şahane bir kadınmış. Mustafa Paşa da kafkasyanın Abaza denilen ırkındandır ve babasıda orada çok nüfuzlu bir prensmiş. Zaten bu yüzden Prens Georgi Saakadze kızını Paşaya vermiştir (...) yazmış.

Deli İbrahim de Perihan Hatun'un güzelliğinden haber almış ve derhal Varvar Ali Paşa'dan Perihan Hatun'un kendisine getirilmesini emretmiştir. Namus ve ahlak kurallarına aykırı olan bu emire Varvar Ali Paşa karşı gelerek Padişah'a isyan etmiştir. Bunun üzerine Deli İbrahim, Perihan Hatun'un kocası İbşir Mustafa Paşa'dan isyanı bastırarak Varvar Ali Paşa'nın kafasını getirmesini emretmiştir. Eşinin namusunu savunan Varvar Ali Paşa, İbşir Mustafa Paşa tarafından öldürülmüştür ve kafasıda Sultan İbrahim'e gönderilmiştir. 
Deli Padişahın sinirini yatıştırmak içinde Varvar Ali Paşa'nın kafasıyla beraber Perihan Hatun'un küçük kız kardeşi Cihan Hatun'u da hediye olarak Hükümdara sunmuştur. Sultan İbrahim hem isyancı Ali Paşa'nın kafasından ve çok güzel olan Cihan Hatun'dan çok memnun olmuştur. Bunun üzerine İbşir Mustafa Paşa'da ödüllendirilmiştir.
Güzeller güzeli Cihan Hatun'da padişah gözdesi olmuştur. Deli İbrahim yeni gözdesine Şekerbolu ismini koymuştur.
Ama Şekerbolu Hatun sadece birkaç ay İbrahim'in en sevgili gözdesi olarak kalabilmiş ve Padişah'ın 1647 yılının kışında Hümaşah ile tanışması ve 10 Aralık 1647 tarihinde onunla evlenmsiyle gözden düşmüştür. 
Şekerbolu Hatun'un ablası Perihan Hatun ise namusunu koruyabilmiştir. Fakat İbşir Mustafa Paşa 1652 yılında I. Ahmet ile Kösem Sultan'ın kızı Ayşe Sultan'la nişanlanınca Perihan Hatun'u boşamıştır. Bu olaydan sonra eski kocası tarafından Tokat'ta kendisine tahsis edilen bir Konak'ta geri kalan hayatını geçirmiştir. Perihan Hatun Tokat'ta ölmüştür ve Zencirli Camii Haziresine defn edilmiştir.
Şekerbolu Hatun ise Sultan İbrahim'in 1648 yılında öldürülmesinden sonra diğer Harem erkanıyla beraber Eski Saraya gönderilmiş ve hayatını orada tamamlamıştır.

Donnerstag, 3. November 2016

MELEKİ HATUN'UN ÖLDÜRÜLMESİ

Kösem Sultan'ın en sadık hizmetlisi ve Saray'ın Baş Hazinedarı Meleki Hatun'un ihaneti sonucu Kösem Sultan öldürülmüştür. Şayet Meleki Hatun, Sultan IV. Mehmet'in öldürülmesi planını Turhan Sultan'a ihbarlamasaydı, o zaman hem IV. Mehmet hemde annesi Turhan Sultan öldürüleceklerdi. 
Kösem Sultan son an'a kadar kimin kendisine ihanet ettiğini bilmedi ve öğrenemedende öldürüldü. Peki Meleki Hatun neden efendisi Kösem Sultan'a ihanet etmişti? Şan ve şöhret için mi yoksa başka bir sebepten mi efendisini sırtından hançerlemişti? Aslında Meleki Hatun şan ve şöhret için yaptığı söylenemez, çünki zaten şanı ve şöhreti vardı, devletin en zengin ve en kudretli kişilerinden biriydi. O zaman neden ihanet etti? Bu sorunun cevabını Venedik Elçisi Giovanni Cappello 1652 yılında şu şekilde vermiş:
(...) Sarayın baş nedimelerinden olan Arnavut kadın, çocukluğundan buyana büyük hürmet ve sevgi ile bağlı olduğu Sultan'a (IV. Mehmet kastediliyor) zarar gelmesine gönlü razı gelmediğinden, çok sevdiği efendisi Büyük Sultan Kadın'ı Mehmet'in annesine ihbarlamış (...)

Kösem Sultan'ın öldürülmesinden sonra Turhan Sultan Meleki Hatun'u gene Baş Hazinedar olarak makamında bırakmış ve onu altınlara boğmuş. Ama Meleki Hatun ihanetinin bedelini çok ağır ödemiştir. 1656 yılında Vakayı Vakvakiye olarak tarihe geçen ayaklanmada kocası Şaban Ağa ile beraber Yeniçeriler tarafından parçalanmıştır. Bu olayı Fransız Elçisi Jean de la Hay 1656 yılında şöyle anlatıyor:
(...) gözü dönmüş Yeniçeriler Sarayı bastıklarında Arnavut kadını ve kocasınıda ellerine geçirmişler. Bunlarla beraber Mehmet Paşa'nın karısı olan Arnavut kadın'ın kızkardeşi ve yeğeni İbrahim Ağa'yıda bir avluya götürüp cümle alemin gözünün önünde başlarını kesmişler. Arnavut kadını en son idam etmişler. Kocasını, kız kardeşini ve yeğeninin öldürülmesini görünce feryad edip tanrısına dua etmiş. Sonra Arnavut kadının başını kesmişler. Ama kadının başını kesmek isteyen Cellat baltayı kadının arka kafasına indirmiş, açılan yaradan etrafa kan fışkırmış, ancak ikinci defa baltayı indirdiğinde kadının başı gövdesinden kesilmiş. (...) Yeniçeriler öldürdükleri Saraylıların başlarını meydanda bir ağaca asıp gövdelerinide bu ağacın dibine bırakmışlardır. Günlerce ibret olsun diye kanlı başlar ağaçta rüzgarlarla sallanırken gövdelerde ağacın dibinde kalmıştır (...)

Ne kadar feci bir son. Meleki Hatun'un ve akrabalarının cesedleri sonradan yakınları tarafından İsyancılardan satın alınarak defn edilmiştir.

Mittwoch, 19. Oktober 2016

OSMANOĞULLARINDA DELİLİK

Osmanoğullarında psikolojik dengesizlik yaygın bir hastalık mı idi? Kaç tane Padişah ruhi bunalım sonucu deli olmuştu? 
Bilinen deli Padişahlar:
  • I. Mustafa
  • İbrahim
  • V. Murat (sonradan iyileşmiştir)
Bunlar sadece bilinenlerdir, ama bilinmeyenler de vardır, örneğin Şehzadeler arasında da ruhi bozukluk yüzünden deli kabul edilen Prenslerde vardı: Örneğin Yusuf İzzettin Efendi. Her ne kadarda akıllı ve çok bilgin bir Şehzade olarak kabul edilsede, çok evhamlı olduğu ve korku içinde yaşadığı biliniyor. Çünki babası Sultan Abdülaziz devrim sonucu öldürüldüğünden, kendisininde katledilmesinden çok korkuyordu ve hayatı boyunca zehirletileceğini düşünüyordu. Bu yüzden Sarayında çok titiz bir protokol hakimdi. Bu derin korku yüzünden ruhi bunalım geçirmişti. Ama gerçektende Yusuf İzzettin Efendi İttihatçıların emriyle öldürüldü.

Delilik konusunda özellikle Sultan İbrahim'in yaptıklarını mantıkla kabul etmek mümkün değil! Örneğin:
  • Edirne Sarayında bir Saray eğlencesi sırasında şöminede yakılan odunları beğenmediğinden İstanbul'dan odun getittirdi.
  • Sabah çok erken tahtırevan ile şehirde gezmelere çıkıyordu ve bu gezintiler sırasında başka bir arabaya rastladığından şehirde arabaları yasakladı. Ama bu yasağa rağmen bir başka arabaya rastlayınca, emrinin uygulanmadığını düşünerek derhal Salih Paşayı çağırdı ve onu başı aşağı ayağından bağlatarak bir kuyuda boğdurtturdu.
  • Gözdelerinden Voyvodakızı Şahnisa Hatun'un anlattığı bir hikayeden mest olduğundan gözdesinin dairesini Samur kürklerle döşettirdi.
  • Cinci hocaların yüzüne üfürmesiyle iyileştiğine inanırdı.
  • Masum olarak idam ettirdiği Sadrazam Yusuf Paşa'nın cesedine bakarak: >Ne de güzel al yanakları varmış, ziyan oldu, kıydım< demiştir.
  • Ağabeyi IV. Murat'ın öldüğü kendisine bildirildiğinde dairesinden çıkmayı kabul etmedi, ancak annesi Kösem Sultan'ın ısrarlı ricaları üzerine kapısını açtı ve ölü padişahın cesedinin getirilmesini emretti. IV. Murat'ın cesedi getirilip önünde yere koyulduğunda ağabeyisinin öldüğüne inandı ve cesedin etrafında hoplayıp zıplayıp dans ederek >Büyük Cellat öldü< diye nara atmıştır.
  • Büyük oğlu IV. Mehmet'i çocukken bir havuza attı.
  • Gözdelerinin ve Saraylılarının isimlerini Saray isimlerinden değil kafasına göre kurguladığı isimlerden seçiyordu mesela: Şekerpare, Şekerbolu, Sazlınaz, Bağdemahu, Sabahevvel, Serpapuç, Hokkafelek, Nartanesi, Laldevran, Şaşkıfelek, Ağakızı, Voyvodakızı, Paşalı, Serinci ve diğerleri.
  • Sakalına elmaslar ördürürdü ve papuçların ucuna püskül yerine elmas taşları diktirirdi. 
Bunlar sadece yaygın olarak bilinen vakalardır. Saray içinde daha pek çok tuhaf olaylara sebebiyet verdiği biliniyor.

Dienstag, 18. Oktober 2016

AYŞE HASEKİ SULTAN VE MELEKİ HATUN

IV. Murat'ın eşlerinden Ayşe Haseki Sultan ve Kösem Sultan'ın nedimesi ve baş hizmetlisi Meleki Hatun'un akraba oldukları tesbit edilmiştir. 
Ayşe Sultan Arnavut soylularından Jonima ailesine mensuptu aynı şekilde Meleki Hatun'da aynı ailenin mensubuydu. Bu durumda belkide Meleki Hatun'un katkısıyla Ayşe Sultan Saraya alınmış olabilir. Malum Saraylı Kadınlar yüksek makamlara ulaştıklarında özellikle kendi ailelerini ve memleketlilerini kayırıyorlardı. Babalarının, kardeş ve akrabalarının rütbe sahibi olmaları ve onlara yüksek miktarda maaşlar bağlattıklarıda biliniyor. Meleki Hatun'da kendi akrabası olan Ayşe Hasekiyi de Saraya kabul ettirip iyi bir tahsil almasını sağlamış olabilir. Elçi raporlarında Ayşe Haseki'nin babasının bir servet karşılığı kızını Saraya gönderdiği bildiriliyorsada, Meleki Hatun'un özellikle bu kızın seçilmesinde büyük katkısı olduğu yüksek bir ihtimaldir. Araştırmalarda bu ihtimalin göz önünde bulundurulması gerekir.
Ayrıca Ayşe Haseki'nin Arnavut Asilzadeler Salnamesinde yazdığı gibi ilk adının Rukiye olduğu'da görülmektedir. Zaten Arnavut asilzadeleri Arnavutluğun Osmanlı İmparatorluğunun hakimiyetine girmesinden sonra çoğunlukla Müslüman olmuşlardır. Hristiyan kalanlar ise genelde İtalya'ya göç etmişlerdir. Bu durumda Ayşe Sultan'ın da Jonima'ların müslüman olan aile kolundan geldiği anlaşılıyor.
Ne yazıkki bir dönem bazı saçma bilgilere göre Harem'e yanlızca gayrimüslim kızların alındığı söylentisi yaygınlaşmıştı, ama bu doğru değildir! Müslüman olan kızlarda Harem'e kabul ediliyorlardı. Örneğin son dönem Osmanlı'da Harem de yaşamış bütün kadınlar müslüman ailelerden geliyorlardı. Tabii önceki dönemlerde gayrimüslim ailelere mensup kızlarda vardı, yani Harem mensubatı hem aslen gayrimüslim hemde müslüman kişilerden oluşuyordu, ama son dönemde artık tamamiyle müslüman ailelerin kızları Saraya alınıyorlardı. Mesela II. Abdülhamit'in bütün eşleri Kafkasyalı olup müslüman olarak dünyaya gelmişlerdi. Bu gerçeğide unutmamak gerekir.

Son olarak: Değişik internet sayfalarında Meleki Hatun'un ismi Melike olarak yazılmış, tabii bu doğru değildir! Meleki Hatun'un ismi Meleki'dir Melike değildir! Aynı şekilde Saçbağı Sultan'ın ismide Saçbağlı olarak yazılmış, buda doğru değildir! 

Mittwoch, 28. September 2016

HÜMAŞAH ''TELLİ HASEKİ'' SULTAN KİMDİR

Osmanlı tarihinde isimleri hiç unutulmayacak kadınlardan biride kesinlikle Deli İbrahim'in en gözde eşi Hümaşah Sultan'dır. Ama kimdir bu Hümaşah Sultan?

Bazı internet sayfalarında Çerkes olduğu yazıyor, fakat tarihci Dimitri Kandemir'e göre Kırımlı imiş. Tabii Kırımlı olması Çerkes değildir manasına gelmez, çünki Kırım'da da Çerkes aileleri yaşıyordu. Tarihci Agafangel Krimski'nın yazılarında: (...) güzellik ve zarafetin yanısıra çok akıllı olan Hümaşah'ın kardeşi Arslan Mehmet Mirza Kırım Hanı'nın sarayında vazifeli idi (...) yazmış.

Tarihci Nicolae İorga'nın yazılarında: (...) Deli İbrahim'in kadınları arasında özellikle Hümaşah dikkat çekiyor, çünki padişahla 10 Aralık 1647 tarihinde muazzam bir düğünle evlenmiştir (...) İbrahim diğer kadınlarıyla Saray'ın soğuk duvarları ardında sessiz sedasız evlenirken, Hümaşah için debdebeli ve halkında iştirak ettiği bir düğün töreni icra ettirmiştir, böylece Hümaşah'ın Osmanlı Sarayında ne kadar önemli ve güçlü bir makama sahip olduğu anlaşılıyor (...)

Tarihci İgnatius Mouradgea d'Ohsson'a göre: (...) Sultan İbrahim'in 10 eşi, 16 Gözdesi ve  22 Odalığı vardı. Eşlerine ve Gözdelerine mücevherler, altınlar ve Saraylar hediye etmişti, ama yanlız en çok sevdiği eşi Zeynep Hümaşah'a Mısır'ın bütün gelirini bahşetmişti. Üstelik nikahlarında Hümaşah'a sandık dolusu Altın ayaklarının önüne döktürmüştü (...) 

Hümaşah'ın Saraya girmeden önceki ismide tartışılır. Joseph von Hammer-Purgstall notlarında Hümaşah Fatma yazılı, Fransız Elçisi Jean de la Hay ise 1648 yılındaki yazılarında: (...) Sultan'ın Kırımlı karısı Hümaşah Zeynep periler kadar güzel olduğu söyleniyor. Hadım Harem görevlisi Cevher Ağa'dan öğrendiğime göre bu kadın gayet uzun boylu ve badem şeklindeki gözleri deniz mavisi renginde imiş. Çok uzun olan kumral Saçını nedimeleri örüyormuş ve pırlantalı iğneler ile süslüyormuş (...)

Jean de la Hay 1649 yılındaki yazılarında: (...) İbrahim'in bütün kadınları Eski Saraya gönderildiler, yanlız yeni Sultan'ın annesi Saray'da oturuyor. Ölü Sultan'ın çok sevdiği karısı ve eski kraliçe Zeynep Eski Sarayda yaşıyor. Yanında tek evladı olan bir Prens var. Bu çocuk İbrahim'in öldürülmesinden sonra doğdu. Kırımlı Kadın oğlunun zehirletilmesinden çok korkuyor ve bu yüzden küçük prensi bütün tehlikelere karşı koruyor. Kocasının sağlığında memleketinden getirttiği askerleri halen emrinde. Bu Tatarların görünüşleri hem asil hemde çok korkunç (...)

Ama Hümaşah Sultan oğlu Şehzade Orhan'ı ne yazıkki koruyamadı ve 1650 yılında büyük bir ihtimalle Turhan Sultan'ın emriyle öldürüldü.

Hümaşah Sultan geri kalan ömrünü Eski Saray'da geçirdi ve orada öldü. Ölüm tarihi İgnatius Mouradgea d'Ohsson'a göre 1677, Nicolae İorga ise 1680 ve Agafangel Krimski ise 1686 yılını yazmış. Doğum tarihi ise kesinlikle 1634'dür. Bu tarihi merhum Yılmaz Öztuna'a da belirtiyor.

Sonntag, 18. September 2016

ŞEHZADE EŞLERİ KİTABI

Osmanlı Tarihi araştırmaları arasında en az incelenen bölüm kuşkusuz Şehzade Eşleridir. Yanlız merhum Tarihci Yılmaz Öztuna'nın muazzam eseri Devletler ve Hanedanlar kitabında ve Anthony D. Alderson'un The Structure of the Ottoman Dynasty isimli eserinde bilgiler bulunuyor. Ama her iki çalışmada ki bazı bilgiler tam olarak doğru olmadığı son araştırmalarda kanıtlanmıştır. Buna rağmen kaynak eserlerdir ve araştırmalarda kullanılması gerekir. Ama şimdi ilk defa Şehzade Eşleri hakkında ender bir bilimsel çalışma yayımlandığını akademisyen arkadaşım Marie d'Hüe 'den öğrendim.
Osmanlı Padişah Haremini araştıran tarihci Sayın Salome Woronzow Osmanlı'nın son döneminde yaşamış Şehzade Eşlerinin bilgilerini bilimsel araştırma olarak neşretmiş. Duyduğuma göre de Kanuni Sultan Süleyman'ın eşlerini de araştırıyormuş ve yakında bu konu hakkındada bir kitap yayımlayacakmış. 

Osmanlı'nın son döneminde yaşamış Şehzade Eşlerini merak edenler için Sayın Salome Woronzow'un araştırmasını tavsiye ederim. Eserin bilgilerini aşağıda ekledim. Ayrıca Sultan Süleyman'ın eşleriyle ilgili kitap yayımlandığına buradan haber vereceğim. Şimdiden merakla bekliyoruz.



Yazar: Salome Woronzow
Eserin ismi: Şehzade Zevceleri - Osmanlı Hanedanı Gelinleri 1850 - 1923 
İSBN: 9783668300309

İnternet üzerinden sipariş etmek için:   Şehzade Eşleri Kitabı Sipariş Sayfası

Donnerstag, 1. September 2016

IV. MURAT'IN SULTANI AYŞE HASEKİ

IV. Murat özellikle çıkardığı sert kanunlarıyla meşhurdur. Tahta çıktığı sırada henüz çocuk yaşta bulunduğundan, devleti annesi Kösem Sultan yönetmiştir ve bu Kadın Saltanatı tam 9 sene devam etmiştir.
Kösem Sultan'ın iktidarının son senelerinde 1630 yılında IV. Murat, Edirne Sarayında Ayşe Hatun'la evlenmiştir. Bu evliliğe Kösem Sultan şiddetle karşı çıktığı söyleniyor. Peki koca Padişahı deli divane edip, nikahıyla  doğrudan Haseki Sultan ilan edilen bu Ayşe Hatun kimdir?
Venedik Elçisi Pietro Foscarini 1632 yılına ait yazılarında:
(...) Sultan'ın sevdiği bir Arnavut var, söylendiğine göre çok güzel bir kadınmış ve Sultan'ın en gözde karısıymış. Arnavut'un muazzam bir serveti var, bazen Edirne'ye gidip ordaki Saray'da kalıyor ve yanında onlarca hizmetkarlarınıda götürüyor (...)

Fransız Elçisi Phillipe d'Harlay 1631 yılına ait yazısında:
(...) Büyük Türk'ün dört karısı var. Sonuncusu ile de geçen sene Edirne Sarayında evlendi. Sultan'ın gözde adamlarından Eyüp Paşa'da düğünde bulundu. Bu kadın Arnavut Mustafa Paşa'nın yeğenidir ve babası tarafından dört köy karşılığı çocukken Sultan Ahmet'in kızlarından birine nedimesi olarak verilmiş. Prensesler gibi saygı ve hürmet görmüş ve çok bilgili imiş. Saray'da Arnavut kadın çok nüfuzlu (...)

Sayın Agnese Blinishti bize eski bir Arnavut Asilzadeler Salnamesinden bir bölüm gönderdi. Burada Ayşe Sultna'a ait bilgiler de bulunuyor.


Montag, 29. August 2016

II. ABDÜLHAMİT'İN BİLİNMEYEN EŞİ

Osmanlı padişahları arasında en çok tartışılan hükümdarlardan biri kuşkusuz II. Abdülhamit'tir. Hakkında yurt içi ve yurt dışında yayınlanan pek çok kitap var. Ama II. Abdülhamit'in unutulmaması herşeyden önce 30 seneyi aşan saltanatı ve tabiiki devlet politikasından kaynaklanıyor.

II. Abdülhamit'in siyasi düşünce ve faaliyetlerinden ziyade aile hayatıda insanların ilgi odağı olmuştur. Özellikle Yıldız Sarayında kurduğu Harem yapıları Devletin merkezi haline gelmişti. Malum II. Abdülhamit, Ali Süavi olayından sonra devletin idaresini Dolmabahçe Sarayından alarak Yıldız Satayına nakletmişti. Çünki Yıldız Sarayı konumu bakımından daha emniyetli idi ve saltanatı boyunca yeni binalar ve yüksek duvarlar ekletip Sarayı daha güvenli bir hale getirmiştir. Bu süreç içinde en fazla Harem bölümü yeni köşklerle genişletildi, zira II. Abdülhamit'in pek çok eşi ve hizmetlileri vardı. Harem halkı yaklaşık 500 kişiden oluşuyordu.
Abdülhamit hayatı boyunca tam 13 defa evlenmiş ve bu evlilikleri kadarda Gözdesi olmuştu. İşte bu eşlerden biride Nevcedid Hanım'dır. Zamanında Sarayın en nüfuzlu kadınlarından biri olan Nevcedid Hanım büyüleyici bir güzelliğe sahipti. Geçenlerde Nevcedid Hanım'ın büyük yeğeni olan Sayın Rezan Bayındır hanımefendi ile görüştüm.

Sayın Rezan Bayındır'ın kızı, değerli arkadaşım Derya Kuguşev burada Paris de yaşıyor ve annesinin ziyarete geldiğini duyunca Rezan Hanımla görüşmek için yanına gittim. Rezan Hanım harikulade bir insan. Nezaketi, hal ve tavrını tarif edemem.

Rezan Hanım'a halasını anlatmasını rica ettim ve anlattıklarını kayıtladım. İşte Rezan Hanım'ın anekdotlarından Nevcedid Hanım:

Bizim aile aslen Çerkes Kabartay. Babamın  büyük dedesi Kafkasya'da hüküm süren onca prenslerden biri olan Jembolat Janhotov idi. Jembulat Bey'in babasıda Kabartay'ların son hükümdarlarındandı. Ailemiz büyük Çerkes sürgününde, yani 1864den sonra Kafkasya'dan Osmanlıya göçmüşler. Ama Jembolat Bey çok yaşlı olduğundan ve vatanını terk etmek istemediğinden Kafkasya'da kalmış, yanlız çocukları Türkiyeye gelmişler. O tarihlerde Osmanlı padişahı Abdülaziz Çerkesleri önce Balkan'lara göndermiş, sonra oradan Trakya'ya ve son olarak Adapazarı ve İç Anadoluya yerleştirilmişler. Bizim aileyede Kayseri de toprak verilmiş. Fakat bu göçler yüzünden pek çok Çerkes salgın hastalıklardan ölmüş. Aynı şekilde bizim büyük dedemiz Kanşav Bey de hastalanmış ve bir süre sonrada vefat etmiş. Kanşav Bey'in eşi Zeynep Hanım ise beş çocuğuyla ortada kalmış. Çocuklarının istikbali için Sultan Mecit'in kızı Refia Sultan'dan yardım istemiş. Refia Sultan'ın manevi annesi - şimdi ismini hatırlamıyorum - Zeynep Hanım'ın akrabası imiş, böylece aile İstanbul'a gidip Refia Sultan'ın sarayına taşınmışlar. 
Saray adeti gereğince Zeynep Hanım'ın iki kızı Zehra ve Emine'nin ismi değiştirilerek Zehra'ya Payende ve Emine'ye de Nevcedid isimleri verilmiş. Kızlar Saray'da çok iyi bir tahsil almışlar, hatta Nevcedid, Refia Sultan'ın Saz takımına dahil edilmiş (...) Halam Nevcedid Hanım uzun boylu, uzun kumral saçlı, mavi gözlü, parlak beyaz tenli ve ince belli muazzam güzelliğe sahipti. Fiziki güzelliğinden ziyade seside güzelmiş. Sultan Hamit'in yeni tahta çıktığı sıralarda padişah Nevcedid Hanım'ı Refia Sultan'ın sarayında görüp beğenmiş ve hemen kızı haremine istemiş. Refia Sultan'da kendi evladı gibi sevdiği Nevcedid'i ancak nikah karşılığı padişaha vereceğini söylemiş. Sultan Hamit de kabul etmiş ve Nevcedid'le evlenmiş. Ama o sırada Sultan Hamit'in üç eşi varmış, bunlardan biride Bidar isminde çok güzel bir kadın. Bidar çok kıskançmış ve halama Saray'da etmediğini bırakmamış, hatta günün birinde Sultan Hamit'e »Nevcedid yaverlerinizden biriyle mektuplaşıyor« diye iftira atmış. Malum Sultan Hamit çok evhamlı bir adamdı, Bidar'ın lafına itimad ederek Nevcedid'i sorguya çekmiş, kadıncağız göz yaşı dökerek masum olduğunu söylesede padişahı inandıramamış. Ama bir süre sonra Nevcedid'in doğruyu söylediği meydana çıkmış, fakat artık iş işten geçmiş. Halam Sultan Hamit'in karşısına çıkarak »Siz bana itimad etmediniz, artık burada kalamam, beni boşayın« demiş. Padişah önce kabul etmemiş ama halamın ısrarı karşısında mecbur onayını vermiş. Fakat bu sırada kimsenin bilmediği: Nevcedid Hanım hamileymiş, bu üzücü olaylar yüzünden çocuğunu kaybetmiş. Ama belkide zehirletilmiş de olabilir, bilmiyoruz. (...) Sultan Hamit halama şehirde dayalı döşeli bir Konak hediye edip kaydı hayat şartıylada maaş bağlamış. (...) İttihatçıların yönetimi ele geçirmelerinden sonra halamın maaşını kesmişler ve o tarihten itibaren mücevherlerini satarak yaşamış. Sonunda elinde avucunda birşey kalmayıncada sefalete düşmüş ve yoksulluk içinde 1930larda vefat etmiş. (...) Ayrıca Nevcedid Hanım'ın ablası Payende Hanımda Sultan Hamit'in hazinedarlarından idi. 

Nevcedid Hanım'ın hayat hikayesi bir roman gibi. Keşke birileri bu güçlü Çerkes prensesinin hayatını yazsada unutulmamasına mani olsa.


Mittwoch, 13. Juli 2016

SULTAN İBRAHİM'İN MODERN DÜŞÜNCELİ EŞLERİ

Bütün Osmanlı Tarihi boyunca kadınların en çok politikaya karışmaları aslında Sultan I. İbrahim dönemindedir. Daha önceki dönemlerde Valide Sultan'ların hükümranlıkları görülmektedir. Ama doğrudan birden fazla Haseki Sultan'ın yani Padişah eşlerinin aynı zamanda siyasete karışmaları ancak I. İbrahim zamanında görülmektedir. Bu yüzden I. İbrahim'in saltanat yıllarını aslında doğrudan Haseki'ler Saltanatı demek bile doğru olur. Artık Devlet'in idaresi Padişah'ın annesi Kösem Sultan'ın ve İbrahim'in 8 eşinin elindedir. Sultan İbrahim ise bir Kukla-Hükümdarıdır. Bu yüzden İbrahim'in Saltanat yılları için büyük bir çöküş devri denilmektedir. En çok bu devir de haraç toplandığı, derebeyliğin yaygınlaştığı ve başıbozuk bir yönetim yüzünden adaletsizliğin baş gösterdiği Türk Tarihcileri tarafından vurgulanır. Peki gerçekten de İbrahim dönemi bu kadar kötümüydü?

Malum kadınların siyasete karışmaları genelde Türkiye de ki Tarihciler, Akademisyenle ve Araştırmacılar tarafından negatif karşılanıyor. İbrahim dönemini görmüş tanıklarda genelde bu devrin kötü olduğunu yazıyorlar, ama unutmayalımki 17.YY'da kadınlar 2.Sınıf Vatandaşı idi ve bir kadın'ın siyasete karışması ve erkeklere emir vermesi pek hoş karşılanmıyordu. Bu yüzden Devletin bütün problemlerinin kaynağı olarak İbrahim'in eşleri gösterildi. Fakat gerçektende İbrahim'in eşleri Osmanlı Devletini yıkmaya mı çalışıyorlardı? Elbette hayır! Mantıklı düşünelim: İbrahim'in eşleri'nin Osmanlı'yı bölmekten veya halka baskı uygulamaktan ne gibi bir faydaları veya çıkarları olabilirdi? Sonuçta çocuklarının kaderi Osmanlı'nın istikbaline bağlıydı. Bu yüzden Osmanlı'yı yıkmaya veya bölmeye çalışmaları pek mantıklı olamaz. Örneğin Turhan Sultan veya Dilaşub Sultan devleti bölmeye çalışsalardı aynı zamanda oğullarının geleceğini yok etmiş olurlardı. Bu yüzden Devleti bölmek ve halka baskı uygulamak yerine bütünlüğü sağlamak ve halkın sevgisini kazanmak onların birinci hedefleriydi. Ancak bu sayede kendi oğullarının istikbalinide korumuş olurlardı. Buna rağmen İbrahim'in eşleri kendi aralarında entrikalara karışmaya devam ettiler, çünki her biri kendi oğlunu Tahta çıkarmak istiyordu ve İbrahim'in malum 8 tane eşi vardı ve her biride kendi oğlunu Padişah görmek istiyordu, bu yüzden Osmanlı Sarayı bu dönemde bir Entrika yumağına dönüştü.

Osmanlı ve Türk Tarihcileri İbrahim'in eşlerini karalarken Yabancı elçiler onları övüyor bile diyebiliriz. Bu büyük fark neye bağlı? Örnek Venedik Elçisi Giovanni Soranzo 1646 yılındaki yazılarında: (...) Sultan'ın eşleri kimsesiz çocukların himayesi için yüksek miktarda Altın bağış ettiklerini öğrendik. Bu çocuklar tahsil görmeleri için özel olarak okullara gönderiliyorlar. Sultan'ın eşlerinden bazıları aralıklarla bu okulları ziyaret bile ediyorlar (...) diyor. Aynı şekilde Fransız Elçisi Jean de la Hay 1646 yılındaki yazısında: (...) Türk'ün yedi karısı var, bunların hepside birbirinden güzel kadınlarmış (...) bu kadınlar özellikle fakirler için çok para harcıyorlar (...).

İbrahim'in eşlerinin zihniyetlerini ve yaşam tarzlarını gene Elçi Raporlarından öğrenmek mümkün. Venedik Elçisi Giovanni Soranzo 1646 yılında: (...) Sultan'ın sarayında ki kadınlar türklerin kılık kıyafetlerine göre değil, bizim kadınlarımız gibi giyindiklerini öğrendik. Özellikle Sultan'ın eşleri Venedik usulü esvablara büründüklerini ve Avrupa lisanları konuştuklarını duyduk (...)

Fransız Elçisi Jean de la Hay 1647 yılında: (...) Büyük Türk'ün eşleri maiyetleriyle beraber mesireye gidiyorlar. Yanlarında götürdükleri maiyet takımı çok kalabalık aynı bizim kraliçemizin maiyeti gibi. Uzaktan gördüğüm bu mesire gezintileri çok şaşaalı ve Sultanların kıyafetleri çok güzel. Duyduğumuza göre Büyük Türk'ün kadınlarının cümlesi bizim gibi giyiniyorlarmış, hatta bazıları lisanımıza da vakıfmış (...) mesire gezintilerinde sazlı sözlü müzik alemleri yapılıyor ve şarkılar söyleniyor. Bu tür eğlencelerde Sultanlar çocukları, akrabaları ve nedimeleriyle beraber bir çadırda oturuyorlarmış. Türlü şerbetler, yemişler ve tatlılar ikram edildiği gibi civardaki fakir ve muhtaç kimselerede yemekler gönderiliyormuş. Bu yüzdendir ne zaman Büyük Türk'ün eşlerinden biri mesireye çıksa hemen fakirler de toplanıp onların ardından gidiyorlar (...) Sultanlar çok yüksek gönüllü ve bilgililer (...) Şimdi Türk'ün sekiz eşi var ve her biri ayrı bir güzelliğe sahip olduğu gibi yüksek tahsilli ve çok akıllılarmış (...) ben bizzat yedi Sultanın mesire çıkışını gördüm ve diyebilirmki bizim adetlerimize nazaran bu Sultanların hayatları çok daha şaşaalı ve debdebeli (...)

Samstag, 2. Juli 2016

SULTAN İBRAHİM'İN EŞLERİNİN RESMİ

Sultan İbrahim bütün hükümdarlığı boyunca Avrupa'da en çok konuşulan ve merak edilen Hükümdarlardandı. Özellikle Sultan İbrahim'in eşleri Avrupalıların ilgi odağı idi, çünki diğer Padişah eşlerine nispet İbrahim'in eşleri kendilerini halka gösterip, Avrupalı kadınlar bile kabul ediyorlardı . Üstelik hepside Haseki Sultan ünvanını taşıyorlardı, buda Osmanlı'nın aynı anda 8 tane Kraliçesi olduğunu gösteriyor. Haseki Sultan ünvanı Avrupa'da ki Kraliçe ünvanına en yakın olan makamdır. Osmanlı'nın son döneminde çıkartılan Hanedan Nizamnamesinde Kadınefendi'lerin Kraliçe olduklarını vurguluyor. Bunlar genelde 4 adettir, ama İbrahim'in 8 tane nikahlı eşi vardı. İbrahim'in psikolojik hastalığından dolayı kadınlarının istedikleri herşeyi yapıyordu, böylece kadınlarının nikah istemeleri karşısında bu isteklerinide yerine getirmiştir. Bu yüzden İbrahim'in bütün eşlerinin nikahlı olması Osmanlı Tarihinde Kanuni'den sonra gerçekleşen önemli bir olaydır. İbrahim ilk 7 eşini sade törenlerle saray'da nikahlamışken, son eşi Hümaşah için muazzam bir düğün töreni icra ettirmiştir. İşte bu sebeplerden Avrupalılar İbrahim'i ve eşlerini çok merak etmişlerdir.

Fransız akademisyenlerinden Sn. Charlotte de Polastron bize bir karikatür gönderdi, kendisine çok teşekkür ederiz. Bu karikatürde Sultan İbrahim ve eşleri görülmektedir. Yanlız Hümaşah Sultan bu resimde yoktur, çünki 1646 yılını gösteriyor. 


Samstag, 25. Juni 2016

ŞEHZADE MUSTAFA'NIN OĞLU MEHMET'İN ÖLÜME GÖTÜRÜLÜŞÜ

Elimize yeni bir resim geçti.
Resim de Şehzade Mustafa'nın oğlu Mehmet'in annesinden ve ailesinden ayırılmasını gösteriyor. Malum Şehzade Mustafa'nın 6 Ekim 1553 tarihinde öldürülmesinden sonra ailesi Bursa'ya sürgün edilmişti. Bu olaydan bir ay sonrada 10 Kasım 1553 tarihinde de Şehzade Mustafa'nın henüz 7 yaşındaki oğlu Mehmet ailesinin elinden alınarak öldürüldü.



Mittwoch, 22. Juni 2016

MAHİENVER SULTAN RESMİ

Sultan İbrahim'in eşlerinden olan Arnavut kökenli Mahienver Sultan'ın ailesine mensup Sn. Seniye Mataranga, bize büyük halasının resmini gönderdi.

Sn. Seniye Mataranga ile irtibatı sağlayan Sn. Müzehher Tepedelenli'ye de ayrıca çok teşekkür ederiz.

Mahienver Sultan, ca. 1646

Samstag, 18. Juni 2016

RAZİYE SULTAN HAKKINDA YENİ BİLGİLER

I.Süleyman'ın yedi kızı vardı, bunlar:
  1. Meryem Sultan (1510 - 1512) Çiçek salgınında Kefe de öldü.
  2. Neslihan Sultan (1511 - 1512) Çiçek salgınında Kefe de öldü.
  3. Fatma Sultan (1521 - 1572)
  4. Mihrimah Sultan (1522 - 1578)
  5. Raziye Sultan (1525 - 1556)
  6. Hatice Sultan (1557?) çocukken öldü.
  7. Şahıhuban Sultan (1560?) çocukken öldü.
Raziye Sultan 1525 yılında dünyaya geldi. Şehzade Mustafa'nın maiyetine mensup olan Alman soylusu Bernhard von Rixingen 1550 yılındaki raporunda Raziye Sultan'ın kocasının 10 sene önce öldüğünü yazıyor. Buda Raziye Sultan'ın evlendiğini gösteriyor. Genç yaşında dul kaldıktan sonra ikinci defa evlenmemiş. Çocuklarının olup olmadığı bilinmiyor, belki çocukları bebekken ölmüş olabilir. Amasya'da ve Konya'da fakirlere ve kimsesiz çocuklara büyük bir servet harcadığından halk arasında  ''Tasasız Raziye Sultan'' diye anılmış. 

Şehzade Mustafa'nın 1553 yılında öldürülmesinden sonra annesi ile Bursa'da oturmuş ve orada 1556 yılında genç yaşında ölmüştür. Babasının sütkardeşi Yahya Efendi'nin müridi idi ve ölümünden sonra vasiyeti üzerine Yahya Efendi'nin Tekkesi'nin bahçesine defn edilmiştir.

Raziye Sultan'ın henüz 31 yaşında ölmesi ağabeyi Şehzade Mustafa'nın öldürülmesine çok üzüldüğünden kaynaklandığı düşünülüyor. Hastalıktan ölmüş de olabilir.


Freitag, 17. Juni 2016

ENTERESAN BİR ELÇİ RAPORU

Avusturya Elçisi Frederico di Strassoldo'nun 1511 yılına ait raporunda Mahidevran Sultan'ın ablası Şahıdevran Hatun ile ilgili çok enteresan bilgiler var:


(...) Büyük Türk'ün (II. Bayezid kastediliyor) oğullarından biri Selim'dir. Orta boylu olduğu söylenen Türk'ün (I.Selim kastediliyor) en sadık adamlarından biri Arnavut'ların asil bir soyundan olan Ahmet Paşa'dır. Ahmet Paşa'nın babası zamanında Venedik taraftarı idi, daha sonra müslüman olmuştur. Karısı'da bir Çerkes beyi'nin kızı imiş. Söylendiğine göre büyüleyici bir güzelliğe sahip olan bu kadını Selim bizzat kendi haremi için istemiş, ama Selim'in birinci karısı olan Tatar kadın karşı çıkmış, çünki yeğeni imiş. Bu yüzden Çerkes'i Ahmet Paşa'ya vermişler. Kırım'da Tatarların sarayında ve galiba annesi ile oturan Çerkesi büyük bir debdebeli alay ile Trabzon'a getirmişler (...) Ahmet Paşa daha sonra çıkan bir isyanda öldü (...)